Manisa Lalesi – Ateşle oynama!

Birkaç gündür bir avuç kırmızı Manisa lalesinin etrafında pervane kesildim. Uyarılar da yok değil: ‘Kırmızı, küçük dozlarda kullanılmalı. Tehlikeli bir renktir kırmızı – aşk, tutku, günah…’ Özetle ‘Ateşle oynama!’ diyorlar. Dinler miyim.

Paylaşmak istediğim fotoğrafların bazıları grubun içinden bir tane Manisa Lalesine odaklanıp diğerlerini hayal meyal gösteriyor, diğerleri ise çiçek portreleri gibiler. Portre derken, elinize alıp buluşma yerine gittiğinizde çiçeği hemen tanıyıvermeyi ummayın. Gözler için değil de gönüller için bir portre işte. ‘Yine başladın, sen kenara çekil de fotoğraflara bakalım’ diyorsunuz değil mi!

Sol alt köşedeki netlik olmasa ‘Olmamış!’ derdiniz. Ön planda Manisa lalesini bize tanıtan bir çiçek, arka planda ise daha çok bir suluboya çalışması.

İkinci fotoğrafta, merceğimi az önce arka planda gördüğümüz Manisa Lalesine yaklaştırıyorum. Taç yapraklarda detay aramayın, onlar tutuşmış yanıyorlar…

Bu fotoğrafta da siyah döllenme tozluklarının netliği fotoğrafı gaddar kritiklerin pençelerinden kurtaracak. Gerisi hikaye … Örneğin bir yangının hikayesi … Behçet Necatigil’in Akşam şiirini okuyalım.

Birden hatırlarsın,

O da seni – – birden bazan:

Nerde, ne yapar şimdi

Parlar bir özlem anılar arasından.

 

Bu akşam ne garip sözcük

Sanki ilk duydum, yadırgıyorum:

Akşam. Bilmem bulur muyum

Yollara baksam?

 

Söner yangın birazdan

Yatışır özlem.

Bir gün karşılaşırız

Bir gün, bir yarım akşam.

Günün saatine, ışığın yönüne göre renkler değişiyor. Çok güzel bir şey bu – aynı çiçek günün farklı bir saatinde başka bir çiçek oluveriyor. Ünlü izlenimci ressam Claude Monet’nin havanın değişimiyle birlikte konusunun, desenin de değişmesi nedeniyle başladığı bir resmi tamamlayamamaktan yakındığını okudum. Ressamın yakındığı bir olay fotoğrafçı için fırsatlar yaratıyor… Dahası, birkaç gün içinde çiçekler büyüyor, kiminin yaprakları dökülüyor, farklı fotoğraflar çıkıyor ortaya.

Aynı grubun içinden yeni serpilmekte olan iki tanesine yaklaşıyorum. Tüylü taçyapraklarında hoş bir pembelik. Geri kalan herşey hayal meyal. Dile gelse konuşsa ‘Kendimi tanıyamıyorum’ diyecek. Suya atlamışlar da su sıçratıyorlar gibi. Göcek’teki tekne turunda içimize çektiğimiz renkler bunlar…

Sırada bir ikili daha var. Renkler pembeye çalıyor. ‘Bulayım öğreneyim şu rengi’ diyorum.

Yirmiye yakın kırmızı renginin kodlandığı bir liste buluyorum. Ama ‘Budur!’ diyemiyorum.

Üç tane de portre var. İlk sırada hafif boynunu bükmüş bir çiçek. Dikkatli bakınca taç yapraklarının kırmızısının siyah döllenme tozluklarına yansıdığını görüyorsunuz. Klasik hoş bir poz.

İkinci portre pembe ve kırmızı arası renkteki bir çiçeğe ait. Arka planda Kuzey Işıklarını andıran renklerle gelen bir ışıma güzel bir hava katıyor.

İşte bu noktada, en başta kulağımızı büken ‘Ateşle oynama!’ uyarısına karşı dikleniyorum. Allah Allah! Salt kırmızı diye, tutkuyla, severek yaptığımız şeylerin getirdiği güzellikler neden tehlikeli oluyormuş?

Aşağıdaki fotoğrafta taç yapraklar kendilerini bırakmışlar, yayılmışlar. Ortalarında da keyifli olduklarını düşünmek istediğim bir kalabalık. Baharın gelişini kutluyor olsunlar!

Sona doğru yaklaşıyoruz. Hışşş, gözdelerimden biri geliyor. Biraz heyecanlanıyorum.

Sembolizm akımında, doğa sanki bir tül perdenin ardından ve yarı aydınlık görüntülerle yansıtılır ya, benim bu fotoğraf serisi de biraz öyle oldu. Yukarıdaki fotoğraf da serinin temsilcisi gibi. Fotoğrafın yarı karanlık havasına bakıp onu Turgut Uyar’ın Herkesin Bir Gideni Vardır şiirine arka fon yapabilirim.

Herkesin

Bir umudu vardır,

Bir savaşı,

Bir kaybedişi,

Bir acısı,

Bir yalnızlığı,

Bir hüznü…

Çünkü herkesin bir gideni vardır…

İçinden bir türlü uğurlayamadığı…

 

Ama bu fotoğraf bir hüznün fotoğrafı olmasın, umudun olsun. Sevdiğim bir deyişi araya katıvereyim: Bir tökezleme bazan bir düşüşü önler. Fotoğrafın bir köşesine çöreklenmiş karanlığı, kahve falı okurcasına, şöyle dağıtıyorum: ‘Bir yerden ışık alıyorsun, içindeki karanlığı atacaksın ve aydınlığa çıkacaksın’.

Son fotoğraf ve son söz …

İçindeki ateşi canlı tut, hayallerinden vazgeçme!

 

Not: Özlem şiirlerinden bir demet sunan, Behçet Necatigil’in ve Turgut Uyar’ın yukarıda yer verdiğim şiirlerini bana tanıtan aşağıdaki bağlantı şiir severlerin ilgisini çekebilir.

https://onedio.com/haber/kalemlerinden-duygu-akan-sairlerimizin-ozlemi-en-iyi-anlatan-15-siiri-609554

4 thoughts on “Manisa Lalesi – Ateşle oynama!

  1. Paylaştığınız bu güzel fotoğraflar ve içimizi ısıtan güzel sözlerle kalbimize dokunduğunuz için teşekkür ederiz fatih bey.

  2. kırmızıdan bahsetmişsiniz… benim de aklıma Hawthorne’un ‘the scarlet letter’ i geldi…

    bu gün sizinle botanik parkta karşılaştık… öyle bir aşkla çekim yapıyordunuz ki hepimizi hayran bıraktı… bir grup bitki çizimci olarak zaten her bir yaprağa aşkla bakılıyordu ki bir de sizin merceğinizle tanıştık…artık bitkilere özlemimizi biraz da sizin çekimlerinizle dindireceğiz…

    teşekkürler, emeğinize sağlık…

    1. Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Bakalım siyah gelincikler görücüye çıktığında göze güzel gelecekler mi?
      Benim makro çiçek çekimlerimde sizlerin önemseyeceği ayrıntılar kayboluyor ama doğal ortamda arkaplanı değiştirme şansım olmuyor, bir de net çekebilmek için uzun pozlama gerekiyor rüzgarlı havalarda da bu mümkün olmuyor. Neyse görüşüp daha etraflıca konuşuruz.
      Selamlar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *