Manisa lalesi tabloları

Bana sorarsanız ilkbaharın müjdecilerinden biri de Manisa lalesidir. İlk tanıştıklarım mor renkte olanlarıydı ama zamanla kırmızı çiçekler farklı renk tonlarıyla öne çıktılar. Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesinde sergiye alınan bir avuç çiçeği fotoğraf olarak eve götürebiliyorum ya kendimi çok şanslı hissediyorum. Onları bir şekilde korumaya aldığımı –onları yaşattığımı- düşünmek de hoşuma gidiyor.
Çektiğim fotoğraflardan –hele kaçırdığımı hissettiğim pozlardan- birşeyler öğrenerek devam ediyorum. Henüz birkaç gün önce çektiğim bir dizi Manisa lalesi fotoğrafını bir an önce paylaşmak istedim. Oysa sırada paylaşılmayı bekleyen epeyce de fotoğrafım vardı.

Hemen başlamak istiyorum. Peşinen söyliyeyim ki bloğumun başlığını rastgele seçmedim.

Bu bloğum için ‘Manisa Lalesi Tabloları’ başlığını, fotoğrafların çoğunda, başroldeki çiçeği saymazsak fotoğraftan çok suluboya resim, tablo havası olduğu için seçtim. Japonca aslından gelen ‘Bokeh’ terimi ile ifade edilen bu etki, odaklandığım çiçeğin ön ve arkasında ‘buzlu cam’ görüntüsü oluşturuyor. Renkler kaynaşıyor, renk kabarcıkları beliriyor. Mercek ve diyafram açıklığının sağladığı böyle bir ayrıcalığım olunca bana kompozisyon için kafa yormak ve farklı çekim açıları aramak kalıyor.
Göze görünenden çok değişik bir görüntü yakalamak fotoğrafa özgünlük kazandırdığı kadar izleyeni de algılama, yorumlama, yakıştırma bakımından serbest bırakıyor.

Gözalıcı bir dolu çiçeğin yanısıra topu topu iki saksıda sergilenen Manisa Lalelerine doyamıyorum. Aynı çiçeklere değişik açılardan yaklaşıyorum. Arka plandaki renklerin, tonların dönüşüme uğradığını görüyorum. Keyfim yerinde.
Sıradaki fotoğrafta makro merceğim fotoğraf karesini tek bir çiçeğin doldurabileceği kadar yaklaşmama izin veriyor. Sonuç bence güzel – ‘hatta çok güzel’ diyesim var ama tutuyorum kendimi – bir yere kadar …

Arka fondaki mor renklerini veren çiçek de rüzgarın etkisiyle hareketlenince Manisa lalemiz adeta atlıkarıncaya binmiş. Merkezkaç kuvvetinin etkisi bile görülüyor! Ben de atlıkarıncanın üzerinde olduğumdan çiçek duruyor çevredekiler ise dönüyor gibi …
‘Bir ya da iki saksıdaki bir avuç çiçeğin kaç değişik pozunu yakalayabilirsin ki?’ diye düşünmeyin hiç. Aşağıdaki fotoğraf beni daha iyi anlamanızı sağlayacak. Aynı yerdeyim, aynı çiçeği çekiyorum. Ama ayaklarımın ucunda biraz yükseliyorum, çiçeğimin ortasındaki siyah tohumlar daha göz dolduruyor, az önceki mor renk yoğunluğuna yeşil de katılıyor. Az da olsa fark var işte. Kıyamıyorum, bu fotoğrafı da paylaşmam gerekiyor.

Daha kalabalık bir gruba odaklanıyorum. Diyaframı sonuna kadar açıp çekiyorum. Ekranda beliren görüntü nefesimi kesiyor.

Sevinçten ağzım kulaklarıma varıyor. Daha iyi bir kompozisyon oluşturmak için biraz daha geri çekiliyorum. Solda ve aşağıda biraz daha alan yaratmam gerekiyor.

Yukarıdaki fotoğrafın kompozisyonu daha da iyi oldu. Renk tonlarında gizli simgeler de bulabilirsiniz. Bakın yardımcı olayım: sol tarafta yanık, kararmaya yüz tutmuş gönüller var. Hayal meyal hatırlanıyorlar. Unutmak istemişiz, silinmeye yüz tutmuşlar. Simsiyah dumanlar gökyüzünü kaplamış. Kırmızı ve siyah … Stendhal … Durun, daha bitirmedim. Arka plandaki çiçek öbeğinin moruna ne demeli. Mor; zenginliğin, soyluluğun, lüks ve zarafetin rengi. Mor, ruhsal dünyası geniş olanlara da hitap eden bir renkmiş.

Ben burada fotoğrafların görselliklerine bazı anlamlar yüklemeye çalışıyorum. Ünlü ressam Edgar Degas “Sanat senin gördüğün şey değil, başkalarına gösterdiğin şeydir” demiş. Ben ise fotoğrafın dışına çıkıp fotoğrafa yakıştırdığım şeyleri yazıyla aktarıyorum. Aslında zaman zaman bazı fotoğrafları müzik eşliğinde bile paylaşmak istediğim oluyor. Neyse, bu apayrı bir yazı konusu, erteleyelim.

Bazı dostlarım blog yazılarımda fotoğrafların arasına serpiştirdiğim bu gibi uçuk anlatılarıma taktılar, benimle dalga geçiyorlar. Ormancıların, orman yangınlarının ilerlemesini önlemek için kontrollü olarak bazı bölgeleri ateşe vermeleri gibi ben de kendimle dalga geçip o dalgacı dostlarımın önlerini birazcık olsun kesmeye çalışayım.

‘Gaddar bir eleştirmen’ karakteri yaratıp hayali bir gerilim oluşturayım diyorum. Sıkı durun …
Çağrışımlara kapılıp fotoğrafların yanısıra birşeyler anlatmaya çalışıyorum ama çok da iyi biliyorum ki içinizden biri –o kendisini çok iyi biliyor- hemen yorum yazacak :” Kendince fotoğrafların altına –bonus olarak herhalde!- yazıp duruyorsun. Renklerin dili, simgeler vs vs. Çiçekleri bir konuşturmadığın kaldı. Rahat versen de fotoğraflara bakabilsek. Güzellik bakan gözlerdedir.”
O arkadaş gerçekten öyle bir yorum yazarsa umarım yorumunun altına bir de ‘selfie’sini iliştirir. İnsanlar da onun gözlerindeki haset ve çekemezliği görüp notlarını verirler. Son hamleyle ‘Haset bakan gözlerdedir’ derse de sakın şaşırmayın.

Uydurma gerilimi terkedip huzur çağrıştırmasını umduğum iki fotoğrafıma geçiyorum.

Şimdi de diğer çiçeğe odaklanalım

Gerek çekerken gerekse de büyük ekran başında tarama ve seçme yaparken büyük keyif aldığım Manisa laleleri fotoğraflarından –tablolarından- hoşlananlar olmasını çok arzu ediyorum.
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesindeki dostlarıma da sonsuz teşekkürler …

4 thoughts on “Manisa lalesi tabloları

    1. Celal Merhaba,
      Manisa lalesi gelinciğe benzetiliyor ama değil. Manisa lalesi ‘anemone’ diye anılıyor, bir çeşidi de ‘gelincik anemone’u diye adlandırılmış. O kadar benziyor yani.
      Neyse, gelincikler kuliste(!) hazırlanıyorlar. Yakında çıkarlar sahneye.

  1. Fatih Bey,
    Eline saglık, yaratıcı drama gibi sahnelediniz.
    Işığınız bol olsun.

    1. Songül Hanım Merhaba,
      Yorumun için teşekkürler. Gönül istiyor ki fotoğraflar gözler önünde hemen akıp gitmesin. Kenar süsü niyetine bir şeyler yazıp izleyici sayfada tutmak istiyorum.
      Hoşçakalın

Leave a Reply

Your email address will not be published.